31 Ocak 2011 Pazartesi

0

Orjin grup başkanları, Zafer Kurşun ve Zafer Yıldırım


İstinyePark'ın ortaklarından Orjin Grup'un eş başkanları Kurşun ve Yıldırım 'Teklif geldiğinde vaav demeliyiz' diyorlar. Kurşun 'İstinyePark gibi, projeden sonra sıradan iş yapamayız' diyor.

Vaaav dedirten projeye gireriz

Orjin’de 32 yıllık ortaklık kendi sözleriyle ‘tıkır tıkır’ yürüyor. ‘İki Zaferler’, Türkiye’nin pek de alışık olmadığı ‘kavgasız, gürültüsüz’ ortaklığın sırrını anlattı.
Grubun, işlerin nasıl yürütüleceğini anlatan yazıya dökülmüş bir anayasası yok. “Ancak hiçbir zaman vazgeçemeyeceğimiz ilkelerimiz var” diyen Orjin Grubu Eş Başkanı Zafer Kurşun bunları şöyle sıralıyor:

“İşle ilgili olmazsa olmaz kurallarımız hep şu olmuştur: Mükemmeliyetçilik, dürüstlük çok önemli ilkeler bizim için. Kiminle ne iş yaparsan yap adil ol, karşındakinin senden akıllı olabileceğini kabul et, onun menfaatlerini kendi menfaatlerin gibi koru. Ceket yapardık, bütün adamlarımıza şunu öğretmeye çalışırdık: O ceketi sattığımız Hugo Boss gibi markalar, onun altındaki dükkân, ceketi dükkândan alan son alıcı herkes bu mala yüksek fiyat ödüyor.

Son alıcı 1000-1200 euroyu cebinden çıkartıyor. Sen bu cekete bu parayı verip karına veya kendine alır mısın? O gözle bak. Ev yaptık, o gözle baktık. Alışveriş merkezi yaptık, o gözle baktık. Çocuklara da o ilkeleri vermeye çalışıyoruz. Farkına varmadan öğrenme diye bir şey var, biz de onlara bu şekilde öğretmeye çalışıyoruz.”

Çok arsa getiriyorlar
Grubun vazgeçemeyeceği ilkeleri arasında olan mükemmeliyetçilik özellikle İstinyePark’la çok görülür hale gelmiş. Bu da çıtayı hayli yükseğe çıkarmış. Kurşun bu gelişmeyi şöyle dile getiriyor: “Sıradan işlere de girmek istemiyoruz. Yaptığımız işi sevmemiz lazım. O hissiyatı taşımadan girmiyoruz yoksa o kadar çok arsa, o kadar çok ortaklık teklifi geliyor ki. Vaav demeliyiz iş ya da teklif geldiğinde. Vavsa vaavv. İşi yapmış olmak için yapmak da işimize gelmiyor.

Bizim bugüne kadar yaptığımız binaları incelediniz mi? Nişantaşı’ndaki Louis Vitton, Abdi İpekçi Caddesi’ndeki Prada binaları. Beyoğlu’nda eski İngiliz konsolosluğunun yanındaki Adliye Binası. Onu röneve ettik. İlk müteahhitliğimiz de Şirinevler’deki bölge idare mahkemesi binası. Bu bina yapıldığı zaman değil Şirinevler’de, Maslak’ta garaj düşünülmüyordu ama biz 200 araçlık garaj yaptık. Biz bu saatten sonra, İstinyePark gibi bir projeden sonra sıradan iş yapamayız, büyüklüğü küçüklüğü önemli değil. Bize ‘Vaavvv’ dedirtecek proje çıktı mı da zaten işin içinde oluyoruz.”

Orjin’de ortaklar arasındaki kararlarda ‘mutlak konsensüs’ şart. “32 yıllık birliktelikten sonra ortağın senin, sen onun ne demek istediğini anlıyorsun’ diyen Kurşun’u, diğer eş başkan Yıldırım da onaylıyor. Yıldırım grupta konsensüsün önemini “Bir olayla ilgili konsensüse varamazsak, ortalardaysa zaten girmeyiz” diyerek dile getiriyor ama şu sözlerinden de konsensüse varmanın zor olmadığını anlıyoruz:

“Siyaha beyaz deme gibi bir şey çıksa bu ortaklık bugüne kadar yaşamazdı. Farklı görüşteysek birbirimizi inandırmamız şart. Yani ikna mecburiyeti var. Neticede o kadar sene ortaklık yaptık, ortağım bir şeye o kadar çok inanıyorsa ya aptal olması, ya da benim göremediğim bir şeyi görüyor olması lazım. Aptal olmadığına göre.” Kurşun iş hayatındaki başarıda şansın da büyük payı olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Yaşlıların bazı lafları vardır, o laflara itibar edeceksin. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru insanla olacaksın gibi. Bu, bizim için mal almada, mülk almada geçerli oldu. En önemli örneği İstinyePark’ta Doğuş ile ortaklığımız. Onlarla birlikte olmak, doğru zamanda, doğru yerde, doğru insanla beraber olmaktı.” Bunun sonucunda da ortaya İstinyePark’ta iyi işleyen bir ortaklık çıkmış.


Genel müdürlerimizin hep yardımcısı olduk
Orjin Grup eş başkanları günlük işleyişin içinde olmadıklarının altını çiziyorlar. Kurşun bunu “Biz hep genel müdürlerimize yardımcılık yapmaya çalışıyoruz” diyerek dile getirirken şöyle devam ediyor: “Kurumsallaşmamızda bütün muhasebe düzenlerimiz, bütün yönetim düzenimiz tamamen profesyonellerin elinde. Deri fabrikasına aylardır gitmiyoruz, tamamen profesyonel arkadaşlar yönetiyor.

Biz de iki tane Zafer var ama profesyoneller eskiye göre daha önde. Onlara da bıraksan işi, majör kararları sen vereceksin. Bizim şu andaki sistemimizde şirket satma, marka satma, mal mülk alıp verme yani emlak alıp verme ikimizde. Diğer bütün yetkiler profesyonellerde.”

Zafer Yıldırım da “Patron olarak da bizim son kararlarda, son sözde her zaman ağırlığımız olmuştur” diyerek şöyle devam ediyor: “Genel müdür falan var ama işin gerçeği bizim ağırlığımız çok fazladır. Ben öyle yetkiyi CEO’ya, genel müdüre verdik diyenlere de pek inanmam. Piyasaya bakıyorum başarılı olan şirketlerin tümünde patronun nefesi herkesin ensesinde. Profesyonelle konuş, arada bir raporlara bak falan olmuyor bu iş. Bizde tepede iki Zafer var. Aşağıda da şirketler ve genel müdürleri. Şirketleri genel müdürleri yönetir, icap ettiğinde de Zaferlere sorar. Zaferlerden çıkan konsensüs neyse, karar da odur.”

Zafer Yıldırım’ın kızı İstinyePark’ta pazarlamada ve PR’da çalışıyor. Kurşun’un iki oğlundan biri inşaat grubunda, diğeri ise deri konfeksiyonda. “İleride sizin bugünkü uyumlu çalışmanızı sürdürebilecekler mi” sorusuna ise Yıldırım şu yanıtı veriyor: “Tabii ki uyumun bizden sonra da devamını isteriz. Ancak bu işler kolay değil. Karar alırken bir konsensüs olacak. Yok kardeşim ben böyle istiyorum derse çatlar o zaman bu iş. Onlara aman kızım, aman oğlum sakın ha falan demiyoruz. Zaten görüyorlar bizim iki ortak olarak ilişkimizin nasıl yürüdüğünü.”